26 Mayıs 2012 Cumartesi

                                                              “Rast Gele”
Kapıyı o kadar yumuşak kapatmıştı ki kendi bile emin olamaıştı kapının kapandığına , kapıyı hafifçe itti kapının kapandığına emin olmuştu şimdi.Güneşin doğma vaktinin geldiği bu sıralarda evdekilerin hepsi mışıl mışıl uyuyordu ve zaten bunun içindi bu aile  babasının  tüm gayretleri.Bahçeye çıktıktan sonra artık rahattı her türlü gürültü çıkarabilirdi, artık kimse duyamazdı oluşacak sesleri.Çünkü evden çıkar çıkmaz küçük gecekondunun tatlı bahçesinde buluyordu kendisini.Bugün hergün den biraz daha erken uyanmıştı arka bahçedeki domatesleri  salatalıkları biberleri sulamak için.Evin bir nebzede olsa sebze ihtiyacını karşılamak için evin hanımı tarafından ekilmişti fideler. Bahçenin arkasına doğru giderken gömleğinin kollarını sıvazlıyordu.Gömleğini geçen hafta babalar gününde oğluyla kızı uzun zamandır biriktirdikleri harçlıklarını birleştirerek almıştı.Bu yüzden daha dikkatliydi. Pantolonunun paçalarınıda katlayıp, bahçedeki eski kuyuya doğru yöneldi.Gecekondu yapılırken inşaatta kullanılacak suyu temin edebilmek için yapılmıştı bu kuyu. Bahçede elektrik olmadığından kuyuda motor yoktu.Kova sallıyordu kuyunun dibine  ve öyle çekiyordu suyu yukarı. Ekili alanı küçük olduğundan üç beş kova su yeterliydi ona.Güneş kendini göstermeye başladığı sıralarda onunda işi bitmişti bahçede.
Mahalle kahvesi  her zaman ki gibiydi.Bir tarafta mesai saatini beklerken çayını içip gazetesini okuyanlar , bir tarafta geçen geceki maçı tartışan gençler hepsi herzaman ki gibi toplanmışlardı oraya.Bizim aile babası kapıdan içeri girdiği andan itibaren herkese başladı selam vermeye.Hepsi yıllardır birlikte yaşadığı  komşularıydı.Boş bir masaya geçti, çıkardı güneşten bozaran şapkasını koydu masanın üzerine.Şapkanın yarattığı tatlı kaşıntıdan kafasını kaşırken ,kahveci Hüsrev hiç sormadan bir bir bardak çay kapıp yanına geldi çünkü her zaman çay içerdi bizim adam.”Sabahın hayır olsun Necmi Abi” diyerek muhabbete girmeye çalıştı. “Seninde Hüsrevcim “ dedi babacan bir sesle.Necmi mahallenin ağır başlı büyüklerindendi, lafı sözü dinlenirdi.”Necmi abi bize akşama tazesinden iki kilo istarvit ayarlasana, bizim oğlanı gönderip aldırırım”.Necmi küçüklükten beri balıkçısıydı bu tatlı kasabanın.”Bugün hamsi var Hüsrev ondan veririm sana”.Bu konuşmalar geçerken Necmi de son yudumunu alıp ayağa kalktı.Artık iş vaktiydi, denizde ki bereketten nasiplenme vaktiydi. Hüsrev boş bardağı alıp tezgaha ilerlerken Necmi de yavaştan yola koyuldu.
Güneş, belirgin olmaya başladıkça havanın güzel olacağını anlıyordu daha da rahatlıyordu içi.Kötü havada deniz de kötü olurdu ve kötü denizde işler çok zor olurdu.Sahile doğru yaklaştıkça martı sesleri gelmeye başlamıştı.Sahile boş vakitlerinde  kafa dağıtmak için gelenler için hoş bir sesti bunlar ama Necmi hergün burda olduğu için bu seslerin farkında bile değildi.Balıkçı barakasına geldiğinde arkadaşları ağlarıyla ilgilenmeye başlamışlardı bile.”Geçcisin bugün Necmi hayırdır”.Necmi gecen akşamdan ayarlamıştı ağlarını.Bu rahatlığın yorgun yüzünde oluşturmuş gülümsemeyle aglarının hazır olduğunu söledi.Çırağı Selim  ondan önce gelip balıkçı kayıgını hazırlamıştı bile.On beş yaşlarında kısa boylu tombiş  bir bir çocuktu çıraktı.Annesi okutamayınca balıkçı Necmi’nin yanına vermişti onu, o da meslek sahibi olsun Necmi gibi işinde usta olsun diye...
                                                               .
                                                               .
                                                               .