İşlerim yolunda gitmediğinde, zorlandığımda,
istediğimi söylemek isteyip de söyleyemediğimde, duymak istemediğimi duymak
zorunda kaldığımda ve yaşadığım dünyamda karanlıktayken lambayı yakamayıp, aydınlıktayken perdeleri çekemediğimde…
İşte bu zamanlar benim kim olduğuma diğerlerinin karar verdiği anlarda… Kendimi
kendimin hâkim olduğu hayatın anahtarlarını arzularken bulurum.
Evet,
bu anahtarlar benim için kalem ile kâğıt oluyor çoğu zaman. Neredeyse nefes
almaktan bile sıkıldığım zindanımdan kurtaracak olan herşeyimmiş gibi geliyor
onlar bana. Kalemler, hani şu küçük yaramaz öğrencilerin ellerinde tutmaktan
sıkıldığı tahta parçaları… Kâğıtlar, uçurtma yapılıp pencereden dışarı bırakılanlar…
İşte bu kadar basitti benim anahtarlarımın tarifleri. İki kelimeydi; kâğıtlar ve kalemler. Sanki kuşlar ve gökyüzü gibi…Nasıl ki kuşlar gökyüzünde özgürce dolaşır kanat çırpar,
ben de kalemi elime aldığımda onu bembeyaz kâğıtta oradan oraya gezdiririm.
Kalemin özgürlüğünü sağlarım ki o da bana yardımcı olsun, beni yaşadığım
dünyadan uzaklara götürsün. Bizim ilişkimiz at ile sahibinin ilişkisi gibi. At
nasıl ki sırtındaki sahibini, kendi binicisini, onun istediği yerlere
götürüyorsa bizimkisi de o hesap. Kalemim beni ben nereye istersem oraya
götürüyor.
Kalemimle
kirlettiğim sayfalarımı elmalara benzetirim. Hiç dokunulmayan kâğıttı bilirsiniz,
bembeyazdır. Kabuğu yeni soyulan elma da öyle. İkisi de en başta beyazdır. Zaman
geçtikçe elma renk değiştirmeye başlar, sonunda sararır. Kâğıtta öyle değil
midir uzun süreli kalan kâğıtlar renk değiştirip sararmazlar mı? Elmanın bu halini
gördüğümde, onun dalından koparılmasına rağmen hala canlı olduğuna inanırım. Ve
aynı zamanda kağıtın da…
Bu iki şey
yanımdayken artık daha güçlüyümdür kısacası. Tüm gücümün yetmediği şeylere
karşı onlar benimledir .Kalemle kâğıdımın sayesinde benim artık anlamlar
yükleyeceğim sözcüklerim vardır.İstediğim zaman benle dertleşecek istediğim
zaman beni eğlendirecek, ne olursa olsun bana ait sözcükler…Kalemi elimden düşürene
kadar da olsa artık kendi dünyamın tek sahibiyim…
Elma ile kağıt benzetmesi çok hoşuma gitti diyerek başlayayım sözlerime. Sonrasında, bence kalem insanı her zaman istediği yere götürmez. Bazen de kalemin peşinde biz koşarız. Bu bir döngüdür ancak kısır olmak zorunda da değildir ki sürekli farklı sonuçlar verebilir :)
YanıtlaSilYazan insanların, yazın hayatlarının belirli bir döneminde mutlak olarak uğradıkları duraklardan biri, kalemle olan işbirlikleridir ki;
"Yazar adam, söyleyecek bir sözü, paylaşacağı, çözüm üretmeye çalışacağı bir derdi olan adamdır. Yani ilkin, çıkarmalı kınından kalemini, doğrultmalı karanlığa, kalem olmalı el feneri ve hafife almamalı DonKişot'u, onu yazan Cervantes'i. Sonrasında ise yazarın en belirgin kişiliğidir muhalif hali. Doğruyu savunmak, yanlışı eleştirmektir ve takip etmemektir görevi, düzeni. Günümüzde de düzenin içinde düzen karşıtıdır yeri, olabildiğince karıştırmalıdır beyinleri ve olmamalıdır düzenin bekçisi. Bunları dedikten sonra da yazmaya devam etmeli erdost halli ve yeni tanışılan bir dev adamın önerisinde olduğu gibi, bir an evvel gelinmeli ana çatışma bölgelerine, girizgâhta bahsedilesi..."
tarzında benim de uğramışlığım vardır.
Son olarak kendimce gördüğüm, çoğunlukla doğru kullanmanıza rağmen dahi anlamındaki -de, -da eklerinin yanlış yazımları söz konusu. Örnek vermek gerekirse, "Kâğıtta öyle değil midir uzun süreli kalan kâğıtlar renk değiştirip sararmazlar mı? Elmanın bu halini gördüğümde, onun dalından koparılmasına rağmen hala canlı olduğuna inanırım. Ve aynı zamanda kağıtında…"
Bu bölümde nerede hatalar olduğunu siz zaten tekrar okuduğunuzda fark edeceksiniz :) Zaman zaman kendi yazılarımı tekrar okurken de benzer hatalara rastladığımı söylemeliyim. Anlık dikkatsizlik bile buna sebep olabiliyor.
"İşte basitti benim anahtarlarımın tarifi. İki kelimeydi, kâğıtlar ve kalemler. Sanki kuşlar ve gökyüzü gibi…"
Kelimelerin kullanımı ve noktalama işaretleri cümlelerin nitelikleri açısından çok önemlidirler. Yukarıdaki cümlenizi ele alacak olursak;
"İşte bu kadar basitti benim anahtarlarımın tarifleri. İki kelimeydi; kâğıtlar ve kalemler. Sanki kuşlar ve gökyüzü gibi…"
Bu cümle farklı işaretlerle de aynı anlam çıkacak şekilde kurulabilir tabii.
Son "son olarak" tüm bu yazdıklarım, zaten sizin hakkında bilgi sahibi olduğunuz noktalar. Bazen dışarıdan bakan bir çift göz, yazıyı yazanın göremediklerini görmede daha başarılı olabiliyor. Bu yazdıklarımı küstahlık olarak değil de böyle görürseniz çok sevinirim ki böyle göreceğinize de adım gibi eminim.
Selamlar